Kayıtlar

Bırakabilmek: Bazen En Büyük Lüks

​ Bırakabilmek: Bazen Büyük Bir Lüks Hayatta sürekli bir şeyleri kontrol edebileceğimizi düşünüyoruz. Bunu hesaplarsam, bunu böyle söylersem, şu konuda daha dikkatli olursam, özür dilersem, iyi olursam… Birçok şeyden feragat ederek, bazen eksilerek, bazen de gereksizce çoğalarak hayatı kontrol altına alabileceğimizi sanıyoruz. Ama çoğu zaman yaptığımız şeylerin lehimize olacağını umarken, her şey birer birer aleyhimize dönüyor. Ne yazık ki şu bir gerçek: Her şeyi kontrol edemeyiz. Bazen akışa bırakmak, bazen olmayacağını kabullenmek, olacaksa da şu anda olmamasının bir sebebi olduğunun bilincinde olarak yaşamak en büyük lükstür. Kolay değildir. Çünkü insanız ve doğamız gereği kontrol etmek, “her şey yolunda” demekle eş anlamlı gibi gelir. Kontrol ettiğimizde güvende olduğumuzu sanırız. Ama bu güven hissi çoğu zaman gerçeğe değil, kaygıya dayanır. Peki bu kontrol etme ihtiyacı nereden gelir? Çoğu zaman belirsizlikle baş edememekten. Geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıklarından,...

Sürekli Bir Sonraki Durağı Hayal Eden Zihin: Şimdiyle Barışmanın Zor Sanatı

​ Sürekli Bir Sonraki Durağı Hayal Eden Zihin: Şimdiyle Barışmanın Zor Sanatı Bugün bir an durup fark ettim: İçinde bulunduğum an, bir zamanlar hayalini kurduğum şeydi.   Ama ben yine orada değildim. Zihnim çoktan başka bir güne geçmişti. Başka bir konuşmayı prova ediyordu. Henüz yaşanmamış bir mutluluğun içinde dolaşıyor, olmamış bir ihtimali defalarca kuruyordu. Ve o sırada, tam önümde duran gerçek hayat — sessizce, hiç dikkat çekmeden — akıp gidiyordu. Bu yeni bir fark ediş değildi aslında. Kendimi bildim bileli böyleyim. Hep bir “sonraki durak” var zihnimde. Hep biraz ilerisi. Hep biraz daha iyisi. Hep “olunca” başlayacak bir huzur. Ama işin tuhafı şu:   O “olunca” dediğim şeyler oluyor. Ve ben yine başka bir “olunca”nın peşine düşüyorum. — ### Neden Hep Geleceği Hayal Ediyoruz? Bu sadece senin ya da benim meselesi değil. İnsan zihni, doğası gereği geleceğe doğru çalışır. Çünkü: 1. Zihin belirsizliği sevmez.   Geleceği hayal etmek, aslında onu kontrol etmeye çalışmanı...

Kendinle Baş Başa Kalmaktan Neden Kaçıyorsun?

​ Kendinle baş başa kalmaktan kaçmak, çoğu zaman yüzeyde göründüğünden daha derin bir meseledir. Yalnızlık, sadece fiziksel olarak tek başına olmayı değil; zihnin ve duyguların daha duyulur hale gelmesini beraberinde getirir. Günlük hayatın gürültüsü azaldığında, insanın iç dünyası daha net konuşmaya başlar. Kaçınılan şey genellikle bu konuşmanın kendisidir.  Yalnız kalmak, bastırılan düşüncelerle temas kurmayı zorunlu kılar. Ertelenmiş duygular, görmezden gelinen kırılmalar ve cevapsız sorular sessizlikte yer bulur. Kalabalıkların sağladığı geçici koruma ortadan kalktığında, insan kendisiyle yüz yüze gelir. Bu yüzleşme her zaman huzur verici değildir; aksine çoğu zaman rahatsız edici bir açıklık taşır. Yalnızlık, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini açığa çıkarır. İç sesin tonu sert ve yargılayıcıysa, sessizlik bir dinlenme alanı değil, zihinsel bir baskı haline gelir. İnsan bu noktada yalnızlıktan değil, kendisiyle kurduğu temasın ağırlığından kaçmaya başlar. Tek başın...

Kendimle Konuşurken Kullandığım Dil

​Biz insanlar bazen başkalarına hiç söylemeyeceğimiz şeyleri kendimize söylemekten hiç çekinmeyiz. Yani bunu söylemeyim, şu sözcüklerimi seçeyim, acaba bunu söylerken hata mı yaptım, acaba incittim mi?, gibi sorular sorarız ya hani başkaları için, kendi kendimize. Ama bunu kendimize söylediğimiz can burkucu şeyler için yapmayız. Davranışlarımız, düşüncelerimiz, duygularımız hakkında kendimizi sürekli kötüleştiririz. Farkında olarak ya da olmayarak ama bir şekilde kendimize, benliğimize uymayan kalıplar yükleriz.  Bu kullandığımız dil, bu ses o kadar otomatikleşmiştir ki, biz bu sefer otomatikleşen cümleleri benliğimize oturturuz. Hiç gerçek olmayan şeyler bizim kafamızda artık “bu benim, ben bundan ibaretim” gibi yanılsamalara dönüşür. Aslında hiç fark etmeden kendimize yükleniriz. Ve bunu çabucak fark etmek de kolay ve kısa süreli olmayabilir.  Bu iç ses nereden geliyor peki? Biz neden kendimize iyi şeyler yakıştırmıyoruz da kötü şeyler söylerken buluyoruz her zaman kendimizi...

Hayat Bir Puzzle, Parçalar Sonradan Anlam Kazanır

​ Yaşam tıpkı bir puzzle gibi. Aslında biraz daha farkındalıklı davranmaya gayret etsek bunu çok daha iyi anlayabiliriz. Şunu demek istiyorum:  Mesela güne başlarken hiçbir şeyin planladığın gibi gitmemesi… Bir arkadaşınla buluşacaktın, hazırlanmıştın bile ama bir anda o buluşma ertelenmek zorunda kaldı. Anlık bir rahatsızlık geçirdin ya da başka bir sebep çıktı. Çünkü belki de o buluşmaya gitmemen gerekiyordu. Evren bunun için bir şey yaptı ve gerçekleşmedi.  Belki o sohbette geçebilecek bir şey sana zarar verecekti, belki yolda bir kaza olacaktı, belki karşılaşmak istemediğin bir kişiyle karşılaşacaktın. Ya da o buluşmaya gidemedin çünkü uzun zamandır beklediğin bir şey olacaktı; belki de hayatını derinden etkileyecek o şeyle karşılaşacaktın.  Evet, gerçekten de böyledir. Gün içinde yaşadığın her şey, salisesine kadar bir düzen içindedir. Geç kalmalar, vazgeçmeler, son dakika fikir değişiklikleri… O an aksilik sandığımız küçük detayların, günün sonunda ne kadar büyük bi...

İyi Hissetmemenin Hakkı

​ İyi Hissetmemenin Hakkı Bugün gün sonu. Bedenimde yorgunluk, zihnimde açlık gibi bir eksiklik, içimde ise adını koyamadığım bir hissizlik var. Umutsuzluk günün her anına yayılmış gibi. Kendimi neredeyse her konuda kötü hissettiğim bir gün. Şunu fark ettim: İyi hissettiğim zamanlarda kendime söylediğim cümleleri, böyle günlerde hayata geçirmek sandığım kadar kolay olmuyor. Güçlü hissettiğim anlarda kurduğum iç konuşmalar, zayıf hissettiğimde geri çekiliyor. Yine de hatırlatıyorum kendime. Derin bir nefes al. Bulunduğun durumun geçici olabileceğini unutma. Bugünkü hâline gelene kadar seni buraya taşıyan versiyonuna teşekkür et. Belki yarım saat sonra bu hâl geçecek. Belki de geçmeyecek. Ve artık sadece bir şeyin bitme ihtimali üzerinden motive olmak istemiyorum. Çünkü bazen bitmez. Bazen o hâlin içinde kalırsın. O zaman geriye tek bir şey kalıyor: hissetmek. Sadece mutluluğu değil. Yorgunluğu, kederi, umutsuzluğu da. İnsan olmak biraz da budur. Her zaman iyi hissetmem...

İyilik Bir Pazarlık Değildir

​ İyilik Bir Pazarlık Değildir Kasım 05, 2025 Son zamanda birkaç kez şahit olduğum kıymetli iyiliklere karşı ve sürekli olarak “bunu neden yaptı?, bir beklentisi mi var?, kendi cebinden mi karşılayacak?, sonrasında benden ne isteyecek?” gibi sorular sorarken buldum kendimi. Sorguladım, neden ben böyle düşünüyorum diye. Aslında kendime karşı geliştirdiğim bir koruma mekanizması var sanırım. Hayatın getireceği kötülüklere karşı bir önlem. Belki de iyiliği kabul etmek, benim için kendimi savunmasız bırakmak gibi geliyor. “Hayatı hep böyle tetikte yaşarsan nasıl mutlu olacaksın?” diye kendimi sorguladım. Profesyonel anlamda, anlam bulmak için de, tesadüfen bir psikoloğun soru anketine yazıp sebebini sordum. O da bana şöyle bir yanıt verdi: “Kişiliğimizin şekillendiği yıllarda, ailede ve yakın çevrede koşullu sevgi ve ilgi aldıysak, biri iyilik yapınca bir koşula bağlı olduğunu düşünebiliriz. Yani ‘ne kadar ekmek o kadar köfte’ gibi. İyi bir davranışta ödüllendirilip, hatalı davranışta -uyg...