Öfkemiz Bize Ne Anlatmak İstiyor


Küçükken izlediğim bir çizgi filmde hâlâ aklımda kalan bir sahne var.


Bir ayı, ortalığı dağıtıyor; insanlara, doğaya, hatta kendi türüne bile zarar veriyordu. Herkes ondan korkuyordu. Ama bir kız çocuğu sakince ona yaklaştı ve ayının aslında saldırganlığının sebebinin ayağına batan bir kıymık olduğunu fark etti. Kıymığı çıkardığında ayı sakinleşti, hatta kız çocuğuna sarıldı.


O an herkes şunu anladı: Görünen “öfke”, aslında görünmeyen bir acının sonucuydu.

Gerçek hayatta da çoğu zaman durum bundan farklı değildir.


Öfke her ne kadar birincil bir duygu gibi sanılsa da aslında çoğu zaman acıyan yaramızın bir sinyalidir. Öfkenin altında, seçilmeme, ikinci plana atılma, görülmeme, duyulmama, haksızlık, hayal kırıklığı, korku, utanç gibi süregelen duygular oluyor. 

Mesela; 

Biri seni eleştirdiği zaman içinden “ yetersiz hissediyorum” olurken dışarı ya “ bu “sana ne” oluyor. 


Şimdi burda en büyük soru devreye giriyor. 

Öfke gerçekten bir duygu mu yoksa başka duyguların maskesi mi? 


Biz bu duyguları herhangi birilerine değil mesela marketteki kasiyere değil de sevdiklerimize karşı yoğun bir şekilde hissediyoruz. En beklentileri sevdiklerimizden yana bekliyoruz. 


Bizi en çok yabancılar değil, bizi iyileştirmesini beklediğimiz insanlar yaralar. 

Peki öfke anında biz neden mantıklı düşünemiyoruz da daha sakin anlarımızda daha gerçekçi bakabiliyoruz. 

Beyin direkt “hayatta kal” moduna geçiyor. Direkt beyin senaryolar yazmaya daha da meyilli oluyor. 

Çünkü insanlar genelde öfke anında söyledikleri veya yaptıkları şeyleri sonradan hatırlayıp:

“Ben normalde böyle biri değilim., “Nasıl bunu söyleyebildim?”, “Nasıl bunu yapabildim?”

diye şaşırıyorlar.


Öfke anında beynimiz ne yapıyor?

İnsan beyni tehlike algıladığında iki farklı şekilde çalışır.

Normal zamanlarda beynimizin ön kısmı (prefrontal korteks) devrededir.

Bu bölüm:

  • mantık kurar,
  • sonuçları hesaplar,
  • empati yapar,
  • sabretmeyi sağlar,
  • dürtüleri kontrol eder.

Yani günlük hayatta:

“Bunu söylersem karşı taraf üzülür.”

“Şimdi yazmayayım, sabah konuşuruz.”

diyen kısım burasıdır.

Ama yoğun öfke, korku veya terk edilme hissi yaşadığımızda beynin alarm sistemi devreye girer.

Beyin o an şöyle düşünmez:

“Bu ilişkiye ne olur?”

Şöyle düşünür:

“Tehlike var.”

Ve işte tam burada mantık geri çekilir, duygu öne geçer.


Peki neden sonradan pişman oluyoruz?

Çünkü öfke sırasında aslında geleceği düşünmüyoruz.

Sadece o anki acıyı durdurmaya çalışıyoruz.

Mesela:

Nesnelere zarar verme, yok etme dürtüsü geliyor.

Asıl amaç bir nesneyi yok etmek değil.

Asıl amaç:

“Bu acı dinsin.”

Ama birkaç saat sonra öfke azalınca mantıklı taraf geri geliyor.

Ve o zaman:

“Ben ne yaptım?”

diyoruz.

Çünkü artık karar veren kişi öfkeli taraf değil.


Öfke anında neden en çok sevdiğimiz insanları yaralıyoruz?

Çünkü en büyük korkularımız da onlarla ilgilidir.

Bir yabancı seni seçmese canın sıkılır.

Ama sevdiğin biri seni seçmediğinde;

çocukluk yaraları, değersizlik hisleri, terk edilme korkuları,

aynı anda tetiklenebilir.

Bu yüzden bazen dışarıdan küçük görünen bir olay içeride çok büyük bir fırtına yaratır.

Örneğin:

“Bugün benimle vakit geçirmedi.”

olayı dışarıdan küçüktür.

Ama içeride şu anlama gelebilir:

“Yine seçilmedim.”

“Yine yalnız kaldım.”

“Yine yeterince önemli değilim.”

İnsan aslında olaya değil, olayın dokunduğu yaraya tepki verir.


Öfke anında neden kontrolü kaybetmiş gibi hissederiz?

Çünkü öfke bize bir güç hissi verir.

Normalde: üzgün, kırgın, çaresiz hissederiz.

Bunlar çok savunmasız duygulardır.

Ama öfke geldiğinde bir süreliğine:

“Ben güçlüyüm.”

“Ben kontrolü alıyorum.”

hissi oluşur.

Bu yüzden birçok insan üzüntü yerine öfkeye sığınır.

Çünkü öfke, kırgınlıktan daha güçlü hissettirir.

Yani Öfke çoğu zaman asıl duygu değildir.

Öfke, kırgınlığın zırhıdır. Değersizlik hissinin maskesidir. Terk edilme korkusunun savunmasıdır.

“Öfke anında aslında mantığımızı kaybetmeyiz; acımız mantığımızdan daha yüksek sesle konuşmaya başlar.”


Peki ne yapmalıyız?


Bunu anladığımızda çoğu insanın verdiği ilk tepki şu oluyor:

“Evet, tamam… öfke aslında başka bir şeymiş. Peki ben ne yapacağım?”


Çünkü bir şeyi anlamak, onu değiştirmek için tek başına yeterli değil.


Öfkeyi yönetmek, onu bastırmak değildir. Tam tersine, onu fark etmektir.


Öfke geldiğinde yapılacak ilk şey şudur:

Dışarıya değil, içeriye bakmak.


Kendine şu soruyu sormak:

“Şu an gerçekten neye tepki veriyorum?”


Çünkü çoğu zaman cevap, olayın kendisi değildir.

Cevap, o olayın sende dokunduğu yerdir.


Durmayı öğrenmek


Öfke anında en büyük problem hızdır.


Beyin hızlı karar verir, beden hızlı tepki verir, ağız hızlı konuşur. Ve sonra pişmanlık gelir.


Bu yüzden en basit ama en zor beceri şudur:

Durmak.


Bir saniye bile olsa tepki vermeden önce durmak…

Mesaj yazmadan önce, konuşmadan önce, bağırmadan önce.


O küçük boşluk, beynin “hayatta kalma modu”ndan çıkıp yeniden düşünme moduna dönmesini sağlar.



Duyguyu isimlendirmek


Bir diğer önemli adım şudur:

Duyguyu adlandırmak.


“Sinirliyim” demek çoğu zaman yeterli değildir.


Onun yerine şunu fark etmek gerekir:


  • Kırıldım mı?
  • Görülmediğimi mi hissettim?
  • Değersiz mi hissettim?
  • Terk edilmiş mi hissettim?


Çünkü duygu ismini bulduğun anda, gücü azalır.

Bulanık olan şey daha çok kontrol eder, netleşen şey ise çözülmeye başlar.



Tepki vermek yerine ifade etmek


Öfke çoğu zaman yanlış bir iletişim biçimidir.


İçimizde “beni gör” diyen bir yer vardır ama biz bunu “bağırarak” ya da “kırarak” söylemeye çalışırız.


Oysa aynı şey çok daha sade bir cümleyle ifade edilebilir:


“Şu an kırıldım.”

“Böyle hissetmem beni zorladı.”

“Buna ihtiyacım vardı.”


Bu cümleler güçlüdür çünkü saldırmaz, ama saklanmaz da.



Kendine geri dönmek


En önemli kısım burasıdır.


Öfke çoğu zaman karşımızdaki kişiyle değil, içimizdeki eski yaralarla ilgilidir.


Bu yüzden iyileşme, karşı tarafı değiştirmeye çalışmakla değil; kendini anlamakla başlar.


“Ben neden bu kadar etkilendim?” sorusu, en önemli sorudur.


Çünkü cevap dışarıda değil, içeridedir.



Son olarak


Öfke yok edilmesi gereken bir şey değildir.

Öfke bastırılması gereken bir düşman da değildir.


Öfke, sana bir şey anlatmaya çalışan bir sinyaldir.


Ve sen o sinyali bastırmayı değil, dinlemeyi öğrendiğinde değişim başlar.


Çünkü iyileşme, öfkenin yok olmasıyla değil; öfkenin altında yatan acıyı anlayabilmekle olur.


Kendine haksızlık etme, bastırma, gör ve tanı.


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendinle Baş Başa Kalmaktan Neden Kaçıyorsun?

Kendimle Konuşurken Kullandığım Dil

Hayat Bir Puzzle, Parçalar Sonradan Anlam Kazanır