Kendinle Baş Başa Kalmaktan Neden Kaçıyorsun?

Kendinle baş başa kalmaktan kaçmak, çoğu zaman yüzeyde göründüğünden daha derin bir meseledir. Yalnızlık, sadece fiziksel olarak tek başına olmayı değil; zihnin ve duyguların daha duyulur hale gelmesini beraberinde getirir. Günlük hayatın gürültüsü azaldığında, insanın iç dünyası daha net konuşmaya başlar. Kaçınılan şey genellikle bu konuşmanın kendisidir. Yalnız kalmak, bastırılan düşüncelerle temas kurmayı zorunlu kılar. Ertelenmiş duygular, görmezden gelinen kırılmalar ve cevapsız sorular sessizlikte yer bulur. Kalabalıkların sağladığı geçici koruma ortadan kalktığında, insan kendisiyle yüz yüze gelir. Bu yüzleşme her zaman huzur verici değildir; aksine çoğu zaman rahatsız edici bir açıklık taşır. Yalnızlık, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini açığa çıkarır. İç sesin tonu sert ve yargılayıcıysa, sessizlik bir dinlenme alanı değil, zihinsel bir baskı haline gelir. İnsan bu noktada yalnızlıktan değil, kendisiyle kurduğu temasın ağırlığından kaçmaya başlar. Tek başına kalındığında yön duygusu da sarsılabilir. Roller, ilişkiler ve sorumluluklar kimliğe geçici bir çerçeve sunar. Bu çerçeve ortadan kalktığında “Ben kimim, ne istiyorum, nereye ait hissediyorum?” soruları daha yüksek sesle duyulur. Net cevaplar bulunamadığında yalnızlık, belirsizlikle eş anlamlı hale gelir. Yalnızlık aynı zamanda zamanla biriken duyguları görünür kılar. Geçmişte alınan kararlar, kaçırıldığı düşünülen ihtimaller ve tamamlanmamış hikâyeler bugünün sessizliğine sızar. Bu nedenle yalnız kalmak, yalnızca anın değil, geçmişin de ağırlığını taşımak anlamına gelir. Toplumsal öğretiler bu kaçışı daha da pekiştirir. Sürekli meşgul olmayı, üretken görünmeyi ve bir yere ait olmayı yücelten bir düzende durmak ve yalnız kalmak boşluk gibi algılanır. Sessizlik, verimsizlikle; yalnızlık, eksiklikle eşleştirilir. Böylece yalnız vakit geçirmek bir ihtiyaç değil, kaçınılması gereken bir durum haline gelir. Tüm bunların içinde gözden kaçan gerçek şudur: Yalnızlık bir eksiklik değil, temas alanıdır. Kişinin kendisiyle kurduğu bağ ne kadar kırılgansa, yalnızlık da o kadar zorlayıcı olur. Kaçılan şey sessizlik değil; sessizliğin açtığı iç kapılardır.

Ve belki de kendinle baş başa kalmak, cesaretten çok açıklık ister.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat Bir Puzzle, Parçalar Sonradan Anlam Kazanır

Kendimle Konuşurken Kullandığım Dil