Ayna Benlik: Başkalarının Gözünde Kendimiz
Ayna Benlik: Başkalarının Gözünde Kendimiz
Ben kimim?”
Bu sorunun farklı zihinlerde farklı cevapları var. Her insan kendi algıları, deneyimleri ve önyargılarıyla görüyor; yani aslında herkesin zihninde farklı bir “sen” var. Bazen istemeyerek de olsa bilinçaltımızda o duyumsamalara kapılabiliyoruz. Ama her zaman hatırlatmakta büyük yarar var: Ben, başka zihinlerdeki versiyonlarımdan sorumlu değilim.
Sosyal psikolojide looking-glass self diye bir kavram var. Yani ayna benlik demek. İnsanlar kendilerini başkalarının gözünde görmeye çalışarak tanımlıyor. Aslında başkalarının zihnindeki versiyonlarımızla kendi algımız arasında büyük fark var. İnsanlar kimi zaman görmek istediklerini görürler. Bu bazen bizimle ilgili olmaktan çıkar. Hatta çoğu zaman kendi eksiklikleri, yaraları, hayata karşı geliştirdikleri bakış açıları, hatta birileri tarafından tanımlanan kişilikleri en büyük etkenler olabiliyor.
Sen sadece sessiz kaldığında, bir arkadaşın bunu “küstü bana” diye yorumlarken; bir başkası “çok olgun, sakin biri” diye görebilir. Oysa sen sadece yorgunsundur. Ya da anne-baban, sorumluluk aldığında seni “güvenilir ve güçlü” biri olarak tanımlayabilir. Ama aynı davranışını bir kardeşin “fazla kontrolcü” olarak algılayabilir. Aslında tek bir davranış, farklı zihinlerde bambaşka “sen”ler yaratıyor. Oysa sen bambaşka birisindir, başka bir ruh halindesindir.
Kendi kişiliğimizin oluşmasında yalnızca görünen davranışlarımız değil, geçmişten taşıdığımız deneyimler, kırgınlıklar, öğrenilmiş kalıplar ve içsel seçimlerimiz de büyük rol oynar. Yani “ben” dediğimiz şey, çoğu zaman derinlerde saklı hikâyelerin toplamıdır. Bu yüzden başkalarının zihnindeki versiyonlarımızın olumsuz tanımları, aslında bizi tanımlamaz. Beni “soğuk” ya da “kibirli” bulan biri belki sadece kendi yarasından konuşuyordur; oysa aynı davranışı bir başkası “duruşlu” ya da “kendine güvenen” olarak görebilir. Benliğimi, başkalarının eksik bakışlarına indirgemek bana haksızlık olur. Çünkü kişiliğim, onların görmek istedikleriyle değil; kendi yolculuğumla şekillenir.
Bu yüzden benim yolculuğum, başkalarının görmek istediğiyle değil, kendi içimde taşıdığım hikâyeyle şekillenir. Ve bu yüzden onların tanımlarıyla kendimi tüketmek yerine, kendi merkezime tutunmak daha anlamlıdır. Çünkü kendi merkezime tutunmak, kendi hikâyemi sahiplenmek, bana verilen en gerçek özgürlüktür.
Yorumlar
Yorum Gönder