Bir Saniye Koşma: Orda Bir Kuş Uçuyor

Bir Saniye Koşma: Orada Bir Kuş Uçuyor.

Hayatta anlam veremediğim tek bir şey varsa, o da olan güzellikleri fark etmeyenler. Bu beni o kadar çıldırtıyor ki! Sık sık kendimi şu soruları sorarken buluyorum:

“Şu harika güneşi görmüyor musun, nasıl bir renge bürünmüş?

Baksana güneşin batışı her yeri nasıl da resme dönüştürmüş!

Az önce çok farklı bir kuş geçti, fark ettin mi?

Bu fincan ne kadar hoşmuş…

Az önce biri sana gülümsedi…

Kediye baksana, nasıl da süs gibi duruyor?”

Ne gariptir ki tüm bu güzellikler aslında bizimle, hem de her yerde. “Ben buradayım.” diyorlar ama çoğu zaman biz onları görmüyoruz. Çünkü olmayana, olmaması gerekene, geçmişe, geleceğe ya da başkasını memnun etmeye koşuyoruz. Kendi olmayan bir dünya için çabalarken yanımızdan geçen hiçbir ihtişam dikkatimizi çekmiyor.

Bir gün bir kuş kanatlarını öyle hızlı çırptı ki, onu izlemekten kendimi alıkoyamadım. Bana yaşadığımı hatırlattığı için içimden teşekkür ettim. O an, hem kendime döndüm hem de gökyüzünde kanatlarının yarattığı titremeye şahit oldum. Güneş tüylerine değdikçe altın gibi parlıyordu ve bu beni gülümsetti.

Hemen ardından içtiğim kahvenin fincanına gözüm takıldı. Gün ışığı kahveyi aydınlatıyor, buğulu yüzeyi parlıyordu. Küçük bir hareket, bir anlık ışık… Her biri ayrı bir mucize gibiydi. Eve dönerken otobüste yanımdan geçen çocuk, yüzünü kocaman bir gülümsemeyle bana çevirdi. O an şehirdeki tüm gürültü sustu ve yalnızca o sıcaklık kaldı.

Ama ne yazık ki hayatımız hep şikayet etmeye, daha fazlasını istemeye odaklanmış durumda. Bu yüzden başucumuzda duran güzellikleri fark etmek imkânsız gibi geliyor. Oysa ben fark ettiğimde her defasında yaşamak için bir sebep, her sebepte bir anlam buluyorum. Bahsettiğim o kuş bana dinginliği hatırlattı. Küçükken oyun oynadığımız jandarma lojmanının parkı hâlâ gözlerimi sulandırıyor. Ama bugün o sokaklardan sadece kötü yanlarıyla bahsediliyor. Negatifliğe alışmış bir toplumdayız. Oysa büyüdüğüm yerlerde tarif edemeyeceğim kadar güzel anılarım var. İşte sırf bu yüzden içimdeki maneviyatı kaybetmemek için direniyorum.

Bir rüzgâr estiğinde tüm anılar yönünü bana çeviriyor. Yapraklar ağaçta dans ederken bugünün tüm karmaşasını unutuyorum. Ve sık sık kendime şunu soruyorum: “Ben ne kadar sık durup fark ediyorum? Yoksa koşturma alışkanlığımı sürdürmeye devam mı ediyorum?”

Mesela bahsettiğim parkın sahibini keşke hafızama kazısaydım. Sadece üzerindeki üniformayı ve bize gamzeleriyle güldüğünü hatırlıyorum. Hep kızacak sanırken o bize hep gülümsedi. Bir gün taşındılar, biz de o parka bir daha gidemedik. Ama o gülüş hep bizimle kaldı; bahçeden eksildi belki ama kalbimizde daha çok yer etti.

Bugün yürürken köşeden geçen yaşlı bir adamın bastonuyla zemine hafifçe vuruşunu fark ettim. Ritmi öyle uyumluydu ki, yürüyüşümü onun temposuna kaptırdım. Bankta oturan bir çiftin sessizce birbirine bakışı gözümün önünden geçti; kelimeler yerine sessizlik konuşuyordu. Sokak lambasının altında rüzgârla fısıldaşan yapraklara gülümsedim. Küçük bir çocuğun düşen balonunu izlerken anladım ki; hayatın incelikleri hep gözümüzün önünde, sadece durup bakmak gerek.

Kahveciye uğradım. Baristanın kahveyi hazırlarken yaptığı ritmik hareketleri izledim. Köpüğün üzerine çizdiği minik desenler, günün küçük mucizesini kutluyordu. Pencere kenarındaki kedi gölgelerle oynuyordu. O an durup nefes aldım; basit bir anın bile ne kadar büyüleyici olabileceğini fark ettim. Ve kendime yine sordum:

“Acaba sen de fark ediyor musun? Yoksa gözlerini başka şeylere mi dikiyorsun, kaçırdığın anılar birikirken?”

Yolda yürürken bir yaprağın rüzgârla süzüldüğünü gördüm. İnsanlar koşturuyor, telefonlarına bakıyor, aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ama ben o yaprağın dansında, günün karmaşasının dışında bir huzur buldum. Her küçük detay, fark edeni ödüllendiriyor, yaşadığını hissettiriyor.

Akşam üzeri gökyüzü pembe ve turuncuya bürünmüştü. Uzak bir ağaçta kuşlar birbirine eşlik ediyor, sanki gökyüzü için bir senfoni çalıyorlardı. Bu manzarayı izlerken fark etmenin değerini bir kez daha anladım.

Küçük detayları fark etmek, sadece onları görmek değil; onların bana hissettirdiklerini içimde taşımak demek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendinle Baş Başa Kalmaktan Neden Kaçıyorsun?

Hayat Bir Puzzle, Parçalar Sonradan Anlam Kazanır

Kendimle Konuşurken Kullandığım Dil