Gönüllülük: Kalbimin Gittiği Yer
Gönüllülük Kalbimin Gittiği Yer
Ben 16 yaşıma bastığım zaman, defterime “16 yaşıma kadar öğrendiğim 16 farkındalık” diye not almışım. Sonuncu ve “önemli” diye altını çizip şöyle yazmışım:
“Herkes ama herkes, bu dünyadaki her insan anlaşılmayı ister. Bunu hak eder.”
Bir kapkaççı çocuk mesela… Sizce o, bu “kötülük” diye atfettiğimiz şeyi yaparken çok mu mutlu görünüyor? Yaptığı şeyin sonucunda, arkasından birilerinin onu kovalaması, “hırsız!” diye bağırılması ona onur mu veriyor sanıyorsunuz? O çantada bulduklarını harcarken, helalini yemeyi, şu an o durumda olmamayı tercih etmez miydi?
Bu sadece bir örnek.
Veya bir katil… İçindeki kalbi öldürmüş bir adam, bir zamanlar sabırsızlıkla beklenen, minnacık ayaklara, ellere, buruna sahip bir bebek değil miydi?
Lafı getirmek istediğim yer şu:
İşte bu yüzden ben insanlara bakarken, onların ne yaptığına değil, “neden yaptığına” bakmayı seçiyorum.
Çünkü herkesin bir hikâyesi var.
Ve bazen birini iyileştiren tek şey, onu anlamaya çalışan bir bakıştır.
Olduğu haliyle sevilmeye layık olduğunu duymaktır, onu iyi bir insan yapacak belki de.
Belki sırtının sıvazlanmasıdır, onu dinginleştirecek olan.
İnsan dediğimiz şey bir bedenden ibaret değil çünkü.
Adım attığımız her yerde “bir beden” gibi görünen insanlar var ama…
Hayır, bir insan — bir dünyadan daha büyük şeyler yaşıyor içinde.
Heyecanları, hüzünleri, hissettikleri, onu heyecanlandıran, hüzünlendiren, hissetmesini sağlayan büyük yaşantılar…
Şahit oldukları, ona aşılanan “kendi gerçekler”, maruz kaldığı koca şeyler…
Ve maruz kalmak zorunda kaldığı ne acılar, ne hüzünler.
Bu yaşantılar doğrultusunda hayata karşı geliştirdiği bakış açısı ve doğrular, onu şekillendiriyor.
İşte bu yüzden, en büyük hayalim gönüllülük projeleri geliştirmek.
Ya da sadece parkta, durakta, kapıdaki görevliye… İş yerindeki arkadaşlara, müşterilere gülümsemek.
“Nasıl olduğunu” sormak.
Onlara bir makamla değil, bir insan olarak karşılık vermek.
Çünkü hiç kimse, hiç kimseden daha üstün değil.
Bir gün, bir parkta ağlayan bir çocuğun gözlerine bakmak ve sarılmak…
Ona “geçti” demek, acısını hafifletmek…
Yetimhaneye yerleştirilmiş, hiçbir suçu olmayan ve hiçbirini hak etmeyen acılara maruz kalmış çocuklarla oyun oynamak…
Ağızlarından çıkan her kelimeyi dikkate almak…
Ve en çok da kahkaha atmaları için sebep olmak, benim bu dünyadaki en büyük hedefim.
Psikolog olmak ve bunu gönüllü olarak yapmak istiyorum.
Paraları olmadığı için, içlerinde bir hapiste yaşamalarına seyirci kalmamak için…
Kadın koruma evlerinde büyüyen,
Doğdukları günden itibaren sadece kız oldukları için sevilmeyen,
Okula gittiklerinde sırf kahkaha attıkları için “kızsın, kendini bil” denilen,
Sokakta kıyafetleri yüzünden yargılanan,
Okuldan eve dönerken dolmuşta uzuvlarına dokunulan ama ses çıkaramayan,
Her adımda arkasına bakmak zorunda kalan,
“Kadın araba kullanamaz, çalışamaz. Evde kalmalı, çocuk bakmalı” denilen,
Eşi aldattığında bile suçlanan kadınlar…
Ve daha niceleri…
Sırf kıyafeti, bakışı, ayrılmak istemesi, evlenmek istememesi, “hayır” demesi yüzünden öldürülen kadınlarımız…
Bugün hayattaysa da, “öldürülmesi an meselesi” olan canlarımız…
Ve dolup taşan o kadın sığınma evleri…
Ben elimden geldiğince “Ben buradayım” demek istiyorum.
“Korkma” demek.
Belki sadece “yalnız olmadıklarını” hissettirmek…
Bazen tek hedefim bu.
Yorumlar
Yorum Gönder