İyilik Bir Pazarlık Değildir

İyilik Bir Pazarlık Değildir

Son zamanda birkaç kez şahit olduğum kıymetli iyiliklere karşı ve sürekli olarak “bunu neden yaptı?, bir beklentisi mi var?, kendi cebinden mi karşılayacak?, sonrasında benden ne isteyecek?” gibi sorular sorarken buldum kendimi. Sorguladım, neden ben böyle düşünüyorum diye. Aslında kendime karşı geliştirdiğim bir koruma mekanizması var sanırım. Hayatın getireceği kötülüklere karşı bir önlem. Belki de iyiliği kabul etmek, benim için kendimi savunmasız bırakmak gibi geliyor. “Hayatı hep böyle tetikte yaşarsan nasıl mutlu olacaksın?” diye kendimi sorguladım.

Profesyonel anlamda, anlam bulmak için de, tesadüfen bir psikoloğun soru anketine yazıp sebebini sordum. O da bana şöyle bir yanıt verdi:

“Kişiliğimizin şekillendiği yıllarda, ailede ve yakın çevrede koşullu sevgi ve ilgi aldıysak, biri iyilik yapınca bir koşula bağlı olduğunu düşünebiliriz. Yani ‘ne kadar ekmek o kadar köfte’ gibi. İyi bir davranışta ödüllendirilip, hatalı davranışta -uygun olmayan- ceza alan birey, ilerde de her şeyde ‘kazan – kazan / kaybet – kaybet’ olması gerektiğini içselleştirebilir. Çevresindeki insanlara, dünyaya ve diğerlerine karşı şüpheci olabilir. (Modelleme) Zaman içinde iyi niyetinizi suistimal eden insanlarla travmatik deneyimler yaşanmış olabilir. Bir şeyin psikolojik bakışımızı etkilemesi için sistematik olarak maruz kalmak gerekiyor. Aslında, bize ait olmayan düşünceleri ve davranış modellerini çocukluk ve ergenlikte otomatikleştiriyoruz. Bilinçli farkındalıkla dönüşebilir. Yavaş yavaş. Adım adım.”

Bu cümlenin içinde kendime dair çok şey buldum. Sanki zihnim “şartlı iyilik” mantığıyla yıllardır otomatik pilotta çalışıyormuş ve ben bunu yeni fark ediyorum.

Evet çevremdeki insanlara ne zaman güvenmek istesem hep bir menfaat söz konusu olurdu. Bu da bende “eğer biri iyilik yapıyorsa bir beklentisi vardır” algısı yaratmış. Ve insan bir düşünceyi uzun süre taşıyınca, o düşünce gerçekliğin kendisi gibi görünmeye başlayabiliyor. Çok haklı bir tarafı da var; evet eğer bunu yaşamamış olsaydım, bu bilince daha geç varacaktım.

Bazen içimdeki bu sinyaller; “doğru olan yola gitmelisin, bu düşüncen her zaman doğru olamaz” diyerek beni kendimle sorgulamama sebep oldu. Yani tamamen kapalı bir kapı değil bu – hafif bir aralık var. İçeriden hava geliyor.

Bu alışkanlık; geçmişte “iyi biri olursan, çalışkan olursan seni ödüllendiririz, buna hak kazanırsın. Ama eğer ki yanlış bir şey yaparsan seni cezalandırırız.” diyerek, her iyi bir sonucun koşula bağlı olduğu gerçeğini benliğime oturtmuş olmalı. Hatanın kişiliğe yapıştırıldığı ortamlarda, insan kendisini korumak için tetikte kalmayı öğrenir.

Bunun sonuçları, hayatta her iyi şeyde – bir davette, bir buluşmada, bir etkinlikte, bir iyilikte – hep bir çıkar, menfaat veya beklenti olduğunu düşünmem oldu. Bu beraberinde bir yorgunluk getirip “en iyisi ben hiç katılmayayım” diyerek bir önlem alıyorum. Kötü şeyler olmasın diye bazen güzel şeylerden de kaçıyorum. Böylece kendimi koruyorum sanırken, aslında hayatın bazı tatlı ihtimallerinden de kendimi mahrum bırakıyorum.

artık şunu biliyorum: iyilik yalnızca bir alışveriş değildir ve herkes aynı şema ile hareket etmez. içimde o eski şüphe refleksi hâlâ var, tamamen yok olmadı; ama artık otomatik değil. geldiğinde tanıyorum, ne olduğunun farkına varıyorum. bu bile eskiye göre büyük bir güç. bir iyiliği istersem “risk” alanından değil, “seçim” alanından okuyabiliyorum. geçmişte bana öğretilen koşullu sevgi modeli gerçekti, yaşandı ve iz bıraktı; fakat bugün tek ihtimal o değil. bugün görüyorum ki dünyada iyiliği sadece iyilik olduğu için yapan insanlar da var. her şeye rağmen ben hâlâ kontrolü elime alma eğilimindeyim; ama artık o kapıyı tamamen kapatmak yerine, aralıklı tutmayı seçiyorum. hem kendimi korumayı hem de hayatın tatlı ihtimallerine yer açmayı aynı anda yapabileceğim bir alan var. dönüşümün sihri belki de burada: “tam olarak değişmek” değil — artık nasıl çalıştığını bilmek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendinle Baş Başa Kalmaktan Neden Kaçıyorsun?

Hayat Bir Puzzle, Parçalar Sonradan Anlam Kazanır

Kendimle Konuşurken Kullandığım Dil